1 Eylül 2011

Karşılıklı bir aşk savaşındayız
İki galip suratlı mağlup yürüyoruz sevişerek.

14 Temmuz 2011

Sevişelim gitsin.

Bir adam seviyorum, sana benziyor.
Bir adam, seviyorum sana benziyor.
Senin adını sesleniyorum bakıyor.
Gördüğü sen.
Sen, diyorum..
Ben, diyorsun..
...
...
Sen, diyorum..
Ben, diyorsun..

Goran BirBenBirOPiç

Benim küçük kızım.
Gelme.


Sesin bir çingene avazında yırtılıyor.

Pavese fırçalaması

"Eski bir angarya" demişti Pavese.
Onun yükündeyim.
Trieste'de otel odasında benden küçük bir orospu.
Kahkahası büyüyor gözünde.
"Eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz" diyorsun.
İşin başından aşkın; susmuyorsun.

run lola, goş daçmin, haydi bre yiğitler: davşanın dötü donmuş

Bir şiirde geçer, "katlanılması en kolay, başkasının acısı". Cevaplar değil maalesef bazen insanı yoran, acıtan; soruların teksesliliği.
Hayatın değişik oyunları var sizin farkında olmadan oynayadaldığınız. % de 100 garanti diyor, turuncu turuncu sallıyor bir ipin ucunda. Koş tavşan koş, tavşan hadi koş. Ritmik hikâyelerin ucundan, silme küfür, silme ümit, silme telaş geçiyoruz; hikâyeler ritmik: sen, anan, ananın anası, ve hâtta babası, hikâyenin sadece kronolojik sıralaması.
Cevaplamak istemediğin soruların cevapları, sefa ve cefa diye özet geçilmiş; masal ki, Tanrıya yaktığın dua tonundan.
Yakarıyorum, Tanrı üstüne alınıyor; kadere 2 çizik, seçime tesadüfe birer -,+. Analitiksel olarak baktığında nefes alışın bu dünyada bir 'Hoca' fıkrası.

"Fakat sonra hayat etten ve kandandır..." *

Bir ara aşık oldum, tam olarak ne zamana denk geldi hatırlamıyorum. Aşık olduğumda artık çok geçti. Geçti; eski tek kişilik planlarıma cesur özgür kız edasıyla devam etmek için. Bunun yakınışını ortaya sürmeye gerek yok; karşılığında tenine karışan bir ter kokusunu sindiriyorsun, zaman duruyor; gelecek, senin, odanın, kapının, evin, şehrin, havanın dışında kalıyor. İçerinde bir sen, bir ondan parçalar..
Bir yazar, "sevişirken ne güzellik yakışıklılığın, ne de mevkii ya da şıklığın kaldığını söylemişti. Öyle, katılıyorum; göz parça parça topluyor. Bir parça gözünü görüyorsun, tek gözünü ama. Omzunun bir köşesini. Parmağının bir ucunu. Kırmızı Christian Louboutin ayakkabılarının ince topuklarını.
Tek kişi olma hakkını yitireceksin, tek kişi de kalmamış olacaksın ama o ayrı. Bir sabaha karşı, uyumaya hazırlanırken, camı açıp, önüm arkam sağın solum 'ben'im edasıyla sabahının da senin olması hissini, Ankara'daki başka kadınların uykusuzluklarına armağan edeceksin. Sabah ayazının gri-mavi-beyaz mevkiisinin varlığı, onların varlığına armağan olsun..misali.
Hangisi doğru olan, vazgeçmeden bana dair sözlerden, cümlelerden olmaz mı 2, 3, bilemedin 5 kişilik hayatlar. Orta noktada buluşmak dediğimiz, nerenin ortasına düşüyor; başıyla sonu arasındaki fark, bir gün vitrin camında yansımamı gördüğümde, engel olur mu mesela derin bir nefes çekmeme. Çekip gitmeme, çekmeden koluna girerek gidişime, engel olur mu bir çokluk.
Çoklukla azlık, ben değiştiğimde bir 3.tekil şahıs zamiri değil de, 3.tekil kişi ismiyle yine aynı kalır mı; kalınır mı?
Şimdi çok oluşumuz, az gelir mi birgün? O azlık nasıl gider? Bu çokluk ne kadar çoktur aslında?

*Ece Temelkuran başlık armağan etti.

29 Haziran 2011

...

Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir... , Birhan Keskin

6 Haziran 2011

Falım Çiğneyin, Şansınızı Deneyin, Milli Piyango

Saçına sakız yapışsın! Göğsüne ben yerine falım sakızları bas, ağda ucuza gelmiş olsun.
O kadar blog-lama yaptım bi'seni bloglayamadım.
Söz(!)

4 Haziran 2011

Büyüdüm Diyordun, Sükûtumu İkrardan Say Canımın İçi

'Ah kadınım' diyen anasonlu süt kokulu ellerin var ensemin iki parmak altında. Hayatımın kıyısında duruyoruz. Evinin önünde piç bir cenaze arabası sürücüsü, küfrün ne onun serine ne gidene. İçin sığmıyor boşluğa yalnızca.
Kapımda cesetlerin ve sen karşılaştık önce.
Evimde gerçeklerle yaşayan diğerleri haberlerdeki politikacının karısının kaç memeli olduğunu tartışıyorlardı.
Senin gözünde ezik bir ıslaklık, aldığın nefes karşısında.
Yüzüm açtım; göründüm; gördüğüm terinin sıcağı.
Karıştım içine.
Cesetlerin çarptı, uyanamadım.

Terazi, Lastik, Cin-nastik

Özlediğim adamların yüzlerini topluyorum nefesimde;
                              yaşlı ve yorgun hissediyorum bazen o sebep.
Soluğum karıştığında senin geniz boşluğuna,
Biraz suçluluk; biraz günümüz insanı olmanın utancı.
Konuşuyorsun, sesini içime alıyorum,
                              sızı'yorsun.
İçimde yeni ergen bir piç kurusu,
Hep bir kavganın oyun teorisinde.
Kazanan, kaybeden, suçlusu ve kuşkusu.
Ya da korkaklık eni boyu telaşlı.

Şifre: Algoritma Hatası

Dağınık düşünceler tutuyor beni uyanık
Yoksa bir onun
                     bunun
                             onun bunun düzeninde uyukluyorum.

Ctesi

Gel cumartesi sabahım ol.
Bir bahar uyanalım, çarşaflarda cumartesi.
Ben aşık olayım, sen aşık ol, farketmez kime olduğumuz
Yatakta kalalım biraz, gözlerimiz güne açık.
Bir yerlerde sen; bir ülkenin bir betonarmesinin dört köşe penceresinden sesler
Bir cumartesi sabahı
Bir yerlerde sen kokusu, bir yerlerde bahar rüzgarının tadı, bir ben
Bahar güzel.

Duydum uyanmıştın: RHCP The Zephyr' Song  ,   http://fizy.com/#s/1d4r1r

31 Mayıs 2011

Demiş.. Gittim, gittim, denizin sınır yeri.. Ve susmak bir cüsse işi..

Anladım ki susmak bir cüsse işi…
Derin denizlerin işi…
Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor..
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…

Derin denizlerin sükutu büyüler beni.

İçimi bir heybet hissi kaplar.
Benliğimi hasret duyguları istila eder.
Kalbim ürperlerle dolar.
Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana.
Göklerin suskunlugu da öyle.
Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep.
Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.

Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar.

İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.
İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konusacaklardı.
Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı.
Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.
Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır.
Sözü ise ancak bir zaruret..

Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan.

Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım.
Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum.
Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu.
O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı:

Gittim, gittim, denizin sınır yerine vardım

Halin bana da geçsin! diye ona yalvardım
Bir çılgın vesvesede içim didiklense de,
Olaydım o cüssede, O’nun gibi susardım..

Gercekten de öyle olmustu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım.

O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi.
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…



Şems-i Tebrizî

Dinlemelik: This will destroy you - Quiet ..
Beğenenler için, bir öneri daha:  This will destroy you - They move on tracks of neverending light - bknz.youtube


Gevezeleme

Seninle, yalnız yapabileceğim her şeyi birlikte yapmayı seviyordum. Oldum olası tek başıma yapamayacağım şeyleri başka birisiyle yapmayı beklemedim,sevmedim. Onların (sen ve potansiyel sevgililerim) olmaması ihtimalinde, o şeyi yapamayacağım ihtimali; hiç bir şeyin, bir hiç olarak kalmasını yeğletiyordu bana. Mutluluk buydu. Üzerine giydiğini sandığın şeyin, 'sana' 'yakıştığını' 'zannetmen'. Kelimelerin kendi varlıksal / salıksal / mantıksal ve/veya hormonsal sorunlarını geçelim.
Seninle, yalnız yapabileceğim her şeyi birlikte yapmayı seviyordum. Yalnız okuyabileceğim bir kitabı senin kolunun altında okumayı. Yalnız çözeceğim soruları, sen oda görünümlü evimizin bir yerinde nefes alırken çalışmayı. Yemek yemeyi. Uyumayı ya da uyuyamamayı. Kabus görmeyi. Yorganın üstümüzde duruşunu. Elmanın yere düşüşünü. Işığın hızının sn.de  299.793 km oluşunu. Fotosentez yapamayışımı. Filmlerin bir sonu olmasını. Sabahları kuşların uyanmasını. Hafta içlerinin hafta sonlarına kavuşmasını. Haftasonlarının bitişini sövüşlerle kutsamamızı. Günün bitmesini. Günün dönmesini. Günün doğmasını. Ölümlü oluşumuzu. Her an, henüz, ölmeyişimi öpüşerek kutlama ihtimalimizi. Kutlamalarımızın, kutlama olduğunun farkında olmayışımızı. Şimdi yalnız yapabileceğim her şeyi yalnız yapmıyorum.
Ben zaten tek başıma yapamayacağım şeyleri başka biriyle yapmayı oldum olası sevmedim.
Ben uzun zamandır-nerden baksan senin yokluğunu farkedişime denk gelir- hiç bir şey yapmıyorum.
Bir türlü yalnız kalamıyorum.

'Korkma Ben Varım'

-spoiler-spoiler-spoiler-spoiler-spoiler- ağır spoiler- feci spoiler-
(italik harflerle yazılmış olanların tümü bu kitaptan alıntılanmıştır, diğerleri benim kenar notlarımdır, altını çızıktıran 'las ramblas da bir piç')

'Bütün günahlar para kaybettirir'
'....Toydum. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Abidin Dandini'ye "Aşk'ın gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor, değil mi?" diye soruverdim. Elini omzuma koydu. Derdimi anlıyormuşçasına başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat... Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım."...'
'....Dünya, durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa..'
'....Masum bir hayat, seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır.....'
'....Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın...'
'.....Hiçliği suistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil, varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi...'

Bugünlerde düşmanlarımı dostlarımdan daha çok sever oldum. Düşmanım, düşmanım. Dostumsa bir diğer günün olası düşmanı; yer zaman olay muallak. Yani sürekli canım bildiğim, derimin altında bir bölgede taşımaya meylettiğim olası düşmanım. Düşmanım, gözleriyle ciğerimi oyuyor; alenen. Dostumsa nispetiyle,kıspetiyle, hasetiyle oyma(ma)k için susturuyor kendini....

Bir katil ne de namuslu bir siyasetçiden. Hiç değilse, bütün bunlar insanlık için diye kendi egosuna peşkeş çekmez; çekse de inanılmaz...

'...."Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi, insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor....'
'..Kuşlar göğü terk etmiş. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar..'
'..Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da, dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki...'   **** Allah'ım bu nasıl bi cümledir, Sayın Menteş, Sevgili Menteş, insaf..

'Kim bilir, belki de sadece yanlış yollar vardır. Bununla birlikte, size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de.' Samuel Beckett

Tabii ki daha iç çektiğim çok söz var; ama okuyanlara tadı kalsın.. Şşş..

Menteş'ten bizlere gelmiş..  Dinlemelik, miss...

Bir şey yap Met!

Bir şey yap Met! Artık korku filmlerini bir Sana/Becel yumuşaklığında izleyemiyorum. Biraz da bugünlerde bir elimde 10 yerine 5 parmak olmasının melankolisiyle, gözlerimi nasıl bir karanlığa hapsedeceğimi şaşırıyorum. Ama tüm dehşet, hedonist bir şeytanın zihnimde ibadete girişmesiyle kulaklarımdan vicdanıma doluyor. Kelimeler süslü falan değil, benim içim zehirli bir sessizlikte sadece.
Bir şey Met!
Seni bu sayfayı doldurmak için çağırmıyorum. Ziyan edilmiş bir ormanın nefesini, bir de zihnimden kusulan bir hezeyanla kirletmek değil niyetim. Kirleniyorum Met. Tanrı kendini öldürdü. Ve onsuz bir dünyada, insanoğlunun birbirlerinin etini yiyişlerini seyrediyor gibiyim. Dişlerini geçirmenin hazzını yaşamak için başarıyorlar, ezilenin sadece onur, emek, vicdan olduğu günleri özlüyorum. Edebimizi muhafaza edelim dediğimiz günler; kırbaçlarla birbirimizin namusunu gütme uğruna, yüz yüze tükürme seramonisine dönüştü.
Bir şey! yap Met! Gözümden irin akıyor sanki. Serenadlar duyuyorum penceremin pervazından, çığlık çığlığa bir orgazm telaşesine dönüştü aşk. Acısını çıkartıyoruz üstümüzdeki her sövgü lekesinin; kaktüsten bir eldiven giyip, karşımızdakini okşayarak. Ellerimiz temiz kalıyor. İnsanlık izi bırakmıyoruz yakalanmamak için.
Yoksa..

2 Mayıs 2011

0311

Safiye makamından yazsam,
Özümden akmış olmayacak mısın?

4 Harî Ve'fasılayı...

Bütün kitaplar, en küçük puntolarını seçiyorlar.
Milyonlarca harfe boğuyorlar, göğüne baktığımız ormanın duru kadavralarını. Bir kez çıkar fırsat diyorlar, kaçırma.
Aşk diyorlar, artık yok diyorlar bu dünyada; bulduysan, bırakma.
Zaman, diyorlar; yok tamam bunu demiyorlar.
Ben, diyorum;
Zaman, diyorum: piç! Bir zinaya yakılan mevlüd sanki. Her an'ımın geçişini bana anı yazıyor. Sonra piç diyorum!; beni münafık zannediyor duyan.
Oysa. Sadece. İnsanım. Umutsuzluğu eline verilip salınan, bayramda kapı önü şeker toplayan çocuk misali.

Hanimiş Hasbam

Kesif bir kem dumanı altında duymaya çalışıyorum
Çekiç örs üzendim bîlcümle hayret ediyorlar gördüklerine.
Korkum arada kibirimle zinadan bir piç peyda ediyor
Kendime isden bir ayna yapıyorum,
           Sanırsın yüzüm ışıldıyor
Zihnimde bir oyun,
           Gelip kum saatime işliyor
Meylimin adını piç'e ikiz ediyor;
           al diyor, piç değil mi(yim) hemen alıyor.
İsdeki görüntüme baksam,
           (hasbam) hiç yaşlanmıyor.
Sustuğum yerde khakaham çatlıyor,
Çınlaması ikizin kulağına çalınıyor
Gerçi o da biliyor.
Bundan kelli, asla yaşlanılmıyor.